Gece karanlığının ortasında, kocasının uyuduğu sessiz evde, o gizlice kalktı. Her adımı titrek ama kararlıydı; yumuşak ayak sesleriyle koridoru geçerken içinde büyüyen ihtiras alevleniyordu. Kocasının varlığı, onu tutamıyor, aksine içindeki vahşi arzuyu körüklüyordu. Kapıyı açar açmaz soğuk havayla birlikte kalbindeki heyecan katlanarak arttı. Sokak lambalarının altında durdu, gözleri karanlığa alışırken aklında tek şey vardı: sıktığı yarakların izlerini silecek bir gece.
Gizli buluşmanın adresine vardığında, kapıyı araladı ve o folloşun keskin kokusu burnuna çarptı. Kadın üstü çıplak, dudakları kıvrılmış haliyle bekliyordu onu. İlk dokunuşlar sertti, parmaklar amcığını hırpalarken kadın hafifçe inliyordu. Yarağını kadının sıcak amcığına dayadığı an vücudu tamamen çözüldü; her itme ayrı bir fırtına koparıyordu içlerinde. Kadın dişlerini ısırarak derin nefesler aldı; bu sakso seansı değil, gerçek köklemenin en çıplak haliydi.
Yarağı hızla dalıp çıkarmalarla inlettiğinde, kadın dizlerinin üzerine çöktü ve ağır soluklarını yüzüne savuruyordu. Amcığı tükürdüğü parlak ıslaklıkla kayganlaşmıştı artık; kadının dudakları etrafında şiddetle hareket ediyordu sanki hayat mücadelesi veriyor gibiydi. Dayanılmaz bir boşalmaya doğru ilerlerken sertçe bastırdı kalçasını; “Gel yavrum” diye hırladı boğazından çıkan sesle beraber.
Sonunda tüm gücüyle vurdu en dibine kadar. Kadının amcığı daralıp gevşerken yer yer acıyla ıslandığını duyabiliyordu ama o sadece daha hızlı koşturuyordu; geceyi yakıp geçen kinayeli öfkeliydi bu sikiş. Göğsünü yumruklayacak kadar sertti her hareketi, üstüste patlayan orgazmlarla sonunu buldu gecenin koynunda; yaragından fışkıran sıvılar kadının içine dolarken ikisi de tamamen bitap düşmüştü. Kocası hâlâ uykudaydı ama onun ruhu bu gece bambaşka bir yerdeydi; kendi ihanetinin közünde yanıyordu habersiz…

